Selam, kısa bir giriş yapmak gerekirse; Bir kaç gün önce eşim ve oğlum ile beraber İstanbul’dan Köln’e taşındık. Bu günlük serisinde, gündelik olayları ve düşüncelerimi paylaşmayı planlıyorum. Kısa giriş bitti.

Normalde sürekli olarak kendi not araçlarıma (defter, notion, evernote) notlar alıp yazılar yazıyorum. Genel olarak bu yazılar hep kapalı kapılar ardında kaldığı için her zaman bir ‘halka açık’ yazı yazma isteğim vardı. Bunun üstüne yeğenim Hilal’in de “Almanya’ya gidince bize günlük deneyimlerini anlat, merak ediyorum, en azından ben okurum” demesiyle tekrar blogu aktif etmenin zamanın geldiğine karar verdim. Bir süredir video vb çekmek için de vakit ayıramadığımdan yazmak benim için daha iyi bir iletişim aracı olacağı da su götürmez bir gerçekti.

Sabah saat 4 ve yine alarm çalmadan uyandım, zaten günlerdir yolculuk telaşından bir gözüm açık uyuyordum. Sabahın erken saatlerinde Kadir’in de yardımı ile Sabiha Gökçen hava limanına saat 5:40 sularında ulaştık. Uçağın kapıları 8:05 de açılacak olmasına rağmen biz 6:40 gibi bekleme salonuna işlemlerimizi hızlıca yapıp gelmiştik bile. Türkiye’deki son bir buçuk saatlik süremizde 1-2 dk içinde geçince yolculuk anı çattı. Son selfimizi çekindik.

Almanya üzerine geldiğimizde ilk farkettiğimiz şey ne kadar çok orman ve göl olduğuydu. Kışın ortası olmasına rağmen hava parçalı bulutlu ve açıktı. Tepeden evlerin üzerinde uçarken aklıma İstanbulda uçarken gördüğüm sıkışık evlerin, binaların kiremit çatılarının rengi geldi. Buradaki çatılar koyu kahverengiydi. Yerleşim yerleri düzgün ve araları mesafeli idi. İlk izlenimim böyle oldu.

İndiğimizde otobüs ile pasaport kontrolünün yapıldığı giriş alanına geçtik. Kısa bir gümrük memuru sohbetinden sonra memurun “Welcome to Germany” demesi ile Almanya’ya giriş yaptık. Gideceğimiz yere yükümüz çok olduğu taksi ile gitmeye karar verdik. Tabi taksi durağında taksici bebek koltuğu olmadığı için bizi alamayacağını söyledi, bir kaç taksi geride bir Vito vardı, Onda varmış, sıkışmadan Köln merkezdeki kalacağımız adrese geldik, tabiki 35€ ile ilk harcamamızı yapmış olduk.

İlk indiğimde dikkatimi çeken şey, şehrin çok sakin olması, ve ‘bu insanların nerde olması’ idi. Airbnb den kiraladığımız 1+0 yerimiz için anahtarımızı danışmadan aldıktan sonra odamıza yerleştik ve ardından hemen dışarı attık kendimizi.

Hava aralıklı yağmurlu olduğundan şemsiyelerimizi de yanımıza alıp hemen 100€ ya alış veriş videosu yapmaya gittik. Yok yok, belki sonra. (Kendime not: Mesut’a 1€ ile nasıl bir gün geçirilir videosu çek). Alışveriş sonrası eve gelip karnımızı doyurduk ve bir saate yakın süren biz geldik haber verme sekansımız için kolları sıvadık.

Karnımızı doyurup akşam üzeri tekrar bir tura çıktık. Geniş bir caddede lüks mağazaların olduğu bir yer keşfettik (Schildergasse). Buralarda biraz üşüdükten sonra ıssız bir sokaktan kaldığımız yere geri döndük. (Hava kararınca, kimse olmayınca sokaklar ıssız oluyor). Bir sonraki gidişimizde de caddeleri kullanalım diye kendimize hatırlatma yaptık.

İlk yazı biraz uzun oldu gibi. Biraz düz yazdım, İkinciye biraz daha kişisel konuları ve duygularımı da dahil edeceğim.

Sevgiler dayıcım.